| Günaydın |
|
|
|
| Murat Çetin tarafından yazıldı |
| Perşembe, 01 Haziran 2006 00:00 |
|
"Günaydın" diyor radyodaki DJ, "ne kadar neşeli bir ses, o kadar yüksek reyting" hesabıyla… "Günaydın" diyor birileri birilerine, bir görevi yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla. Televizyondaki spiker haberlere başlamak için, dükkandaki esnaf müşterisini selamlamak için söylüyor: Günaydın. Gün, gün boyu aydın olsa da, biz sabahlara yakıştırıyoruz günaydını. İngilizlerin "iyi sabah"ını "günaydın" diye çeviriyoruz dilimize. Her sabah söylüyor ve işitiyoruz bu günaydınları… Her sabah farklı "aydın"lıkta bir "gün"e uyanıyoruz. Binlerce sabahımız olmuştur bu dünyada. Milyonlarca sabah yaşanmıştır bu topraklarda, başka topraklarda. Hiç de "başka" olmayıp, bizim başkalaştırdığımız topraklarda. Hiç "diğer" olmayıp bizim diğerleştirdiğimiz insanların hayatlarında… Her sabah umutla ovuşturulmamıştır gözler, kimi zaman kaygı daha doğru bir kelime olmuştur. Her zaman heyecandan değil, kimi zaman korkuyla çarpmıştır kalpler. Bazen annemizin ısrarlı ve şefkatli sesiyle, bazen babamızın otoriter ve tatlı-sert çağrısıyla, bazen küçük kardeşimizin yüzümüzde hissettiğimiz minicik elleriyle uyanmışızdır. Bazen kavga olmuştur gözümüzü açtığımızda, bazen kahkahalar. Bazen sesi alabildiğine açılmış bir müziği duymamak için yorganı başımıza çekme çabaları, tekrar uyumamıza yetmemiş ve sinirli bir suratla kalkmışızdır. Bazen mis gibi bir kahvaltının kokusuyla, bazen o kahvaltıyı bizim hazırlamamız gerektiği korkusuyla çıkmışızdır sıcacık yatağımızdan. Sobanın gürül gürül yanan sesinin tatlılığı da, dışarıda ıslık çalarak esen rüzgârın ürkütücülüğü de karışmıştır, buharı tüten çayımızın üstüne. Bu ülkedeki erkeklerin büyük çoğunluğunun bir dönem duymak zorunda kaldığı "koğuş kalk"lı sabahları da unutmayalım. Ama her zaman böyle "sit-com" tadında değildir maalesef hayat. Her zaman böyle aile dizisi nostaljisi barındırmamıştır sabahlar. Hep böyle layt askerlik filmleri tebessümü sinmemiştir günün ilk saatlerine. Biz yetişmemiş olsak da, bizden önceki nesiller, bir generalin bizi bizden çok düşündüğünü iddia eden konuşmasını "içtima" veren bir bölüğün erleriymiş gibi dinlemek zorunda kalarak uyanmıştır. Bir gece yarısı kapısını çalanın sütçü olmadığını anlayarak uyanmıştır bu ülkede pek çok devlet adamı.* Ülkesiyle beraber kendisi de karanlık bir yola ilerlemiştir. Kiminde kendi özgürlüğüyle beraber ülkesinin özgürlüğü de tatil yapmıştır, kiminde kendi hayatıyla beraber ülkesinin demokrasisi de idam edilmiştir. Biz uyanmadık o coğrafyalarda belki, ama birileri patlama sesleriyle uyandı hep. Beraber top oynadığı, ip atladığı, yemek tarifi alış-verişi yaptığı, dünyayı kurtardığı arkadaşını, komşusunu, dostunu kaybettiğini iliklerine kadar hissederek uyanmıştır. Sabah onun için ne yetişmek zorunda olduğu bir servis, ne yapmadığı ödevler için öğretmenine karşı duyacağı bir mahçubiyet, ne kahvaltıda yiyeceği bal-kaymaktır. Başka bir coğrafyada ise başka sabahlar vardır: Bir çadır ne kadar ısınabilirse o kadar ısınmış, bir depremzedenin sofrasında en fazla ne kadar yiyecek olabilirse o kadar ziyafetvari bir kahvaltıya uyanmıştır birileri. "Bir"ileri, ama dünya basınının "hiçbir"ileri, dünya televizyonlarının "kimbilir"leri.. Gözlerini açtığında ya şefkatli annenin, ya otoriter babasının sesi eksiktir ya da yüzünde hissettiği minik eller. Tekrar heceliyorum "günaydın"ı. Eklerine ve köklerine ayırıyorum. Bugün de "aydın" çok şükür diyorum, herkesin günü de aydın olsun diye diliyorum. "Günaydın" diyorlar, "amin" diyorum… Dipnot: * Winston Churchill: "Alacakaranlıkta kapınız çalındığında, bunun sütçüden başka birisi olmadığı aklınıza geliyorsa, işte o ülke demokrat bir ülkedir." |
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Ağustos 2008 19:46 ) |